30.10.13

New York City, Anilar, Notlar - 1



Icinde yasayan her 3 kisiden birinin farkli bir dil konustugu, dunyanin en kalabalik kuresel sehri, bir kultur baskentidir “The City of New York”. Hepimizin Amerikan filmleri ve dizileri sayesinde adeta defalarca gitmisiz gibi hissettigimiz tanidik bir sehirdir. Ilk gidisim oldugu ve sehir beni gercekten cok sasirttigi icin bu yaziyi yazmam sart gibi geldi.



*New York

Dolu dolu 7 gun kalmamiza ragmen ayrilirken daha yapacak ve gorecek cok sey oldugunu bilerek ve kalbimiz kirilarak ayrildik. Kalp kirikligi derken; pahali, kalabalik, pis ve biraz da tehlikeli olacagini dusunerek gitmisken isil isil, deli, etkileyici ve cok canli oldugunu anlamanin yarattigi bir duyguydu sanirim. Basta dusundukleriniz kagit uzerinde dogru olsa bile, artik New York'u tanimaya baslamissinizdir ve tanidiginiz zaman asla vazgecemeyeceginiz insanlara benziyor, aitlik hissiyle dolu ve fazlasiyla dost. Uzun sure yasayanlarin ayrilmakta ne kadar zorluk yasayacaklarini tahmin edebiliyorum, kisa surede bile kendini cok sevdiren, cok ozel bir sehir cunku.
 
 



Havaalanindan sehire gitmek icin shuttle, taksi yada otobus sonrasi metro, airtrain sonrasi metro gibi secenekleriniz var. Biz 1 haftalik sinirsiz metro ve otobuse binmemizi saglayan kartlardan almistik havaalanindayken, her seferinde ugrasmaniza gerek kalmamis oluyor. Onun disinda ilk yapilmasi gereken detayli bir sehir haritasi bulmak ve bolgeleri incelemek diyebilirim. Benim yol arkadasim gibi daha modern olanlar icin ise akilli telefonlarin maps applicationlari daha iyi olacaktir. Hatta biz otelde internet varken haritalari kaydedip gun icerisinde ekran goruntulerinden yararlandik. Sokak numaralari oldukca duzenli oldugu icin benim gibi yol-yon kavrami olmayan biri bile fazla kaybolmadan yolunu bulabilir. Kuzeyini guneyini, batini dogunu ayirt edebiliyorsan New York tam sana gore. Ustelik metro agi cok genis, her yerde karsiniza cikacak duraklari. Kalabalik (tiklim tiklim) ve pis (fare de gorduk) olduklari gercegi bir yana sehirdeki herkes metro kullaniyor.
 
 

New York Subway

Biz downtown da, Greenwich Village dedikleri bolgede bir butik oteli tercih ettik. The Marlton Hotel duydugumuz kadariyla eskiden NY Universitesi'nin yurdu olarak kullanilan bir bina da, okula gercekten cok yakin. Bu sayede gunun her saati cevresi ogrencilerle dolu, canli ve keyifli fakat iyi bir muhitte oldugu icin fiyatlar biraz yuksek. Bizim avantajimiz, otelin yeni aciliyor olmasi ve epey erken rezervasyon yapmamiz oldu sanirim. NY'a gidip otelde kalmayi dusunenler icin bu oteli onermek ile beraber Chinatown, Chelsea tarafinda daha uygun veya Broadway, Times Square civarinda daha merkezi oteller bulabileceginizi belirtmeliyim. Otel rezervasyonlarini kesinlikle erken yapmak gerekiyor, odalar aylar oncesinden doluyor. (www.booking.com dan rezervasyon yapmak oldukca faydali olacaktir, otellerin kendi sitelerinde bazen fiyatlar cok daha yuksek oluyor. Ustelik sizden once kalanlarin yorumlarini okumak ve otelin kac puan aldigina bakmak da onemli. Bu siteden otel ucretini odemiyorsunuz sadece rezervasyon ucreti olanlar icin ucret cekiliyor kartinizdan. Onun disinda otelden cikis yaparken istediginiz sekilde kart yada nakit olarak odeyebiliyorsunuz.)
 
 
The Marlton Otel

Kaldigimiz otele 2 dakika oldugu icin sabah kahvaltilarini aceleye getirdigimiz gunler sandvic, kahve, sut, hazir yemek gibi seyler alip (Duane Reade, CVS yada Starbucks'tan), Washington Square Park'a gittik. Her daim canli muzigin oldugu, yan bankta mutlaka yemek yiyen yada bebegiyle guneslenen birilerini goreceginiz, bir kosesinde satranc oynayanlarin bulundugu, bu sehirde herkesin kopegi var diye dusunmenizi saglayan, bana biraz Ankara'daki Kugulu Parki animsatan bir yer. New York Universitesi'ne ait olan Fransiz Evleri de gezilebilir oraya gitmisken, ogrencilerinin renkliligi, giyim tarzlari ilgi cekici.
 

*Washington Square Park, Sincap

Acikirsaniz okulun karsisinda bulunan fiyatlari uygun, saglikli yemekler yapan Cosi'yi deneyebilirsiniz, ogle yemekleri yada sadece atistirmak icin ideal. Village cevresini anlatmaya basladigim icin aksam yemegi icin de bir yer onermek istiyorum. Balayina Bali'ye gittigimiz de yemeklerinin farkliligina bayilmistik esimle. Sunum sekilleri de cok ozel olmakla beraber kullandiklari deniz urunu, sebze ve meyvelerin cesitliligi bizi daha cok etkilemisti. Bu lezzetlere yakin bir yer icin East Village da bulunan Zabb Elee enfes bir tercih oluyor soylemesi benden.
 
 

*Papaya Salatasi

Washington Square Parki her ne kadar neseli ve renkli olsa da New York deyince hepimizin aklina ilk gelen tabi ki Central Park. Parkin bahar aylarinda daha da guzel oldugu iddia edilir hep. Ekim ayinda orada oldugumuz icin sansliydik bu acidan; yesili, sarisi ve kirmizisi boldu parkin. Sehrin bu kadar merkezinde olup sehirden kacmissin hissini verebilen bir yer olmasi bence en onemli ozelligi. Bisiklet surenler, banklarinda yemek yiyenler, kopegiyle yada bebegiyle gezenler, paten kayanlar, faytonla parki turlayan turistler, ordekleri izleyenler, golunde sandala binenler, cimlerde kosusturan sincaplar, etrafinda koskocaman bloklar olan bu peyzaj harikasiyla icice. Yasmin ile Central Park'a bakan evlerde oturanlarin kimler oldugunu merak edip kiralar ne kadar acaba geyigi yaparken farkettigimiz en onemli seylerden biri de kimsenin burayi AVM yapmak istemiyor olmasiydi. Ne ilginc(!). New Yorker'lar icin cok farkli bir yeri olmali; yuruyus ve kosu yaptiklari, is yeri yakin olanlarinin temiz havada yemek yedigi, cocuklarinin cimenlerinde kostugu, festivallere katildiklari, mac izledikleri, 70 yasinda olanlarinin bile rahatca spor yapip, paten kaydigi, bisiklet surdukleri, dugun fotograflari icin geldikleri sosyal bir alan, kisacasi parktan cok daha fazlasi. Ayni zamanda cocugu ile gidenler icin parkin icinde guzel bir hayvanat bahcesi oldugunu da belirtmeliyim. Yaninizda mutlaka atistiracak bir seyler goturun cunku park cok buyuk ve insanin hic cikasi gelmiyor. Bir de Nisan-Mayis ayi gibi nasil olurdu yada gol dondugunda ordekleri nereye goturuyorlar cok merak ediyorum.(Holden' a selamlar)
 


*Central Parktan gorulen manzara


New York'a giden herkesin onunde mutlaka fotograf cektirdigi, sehrin en onemli ve unlu simgelerinden biri, adini belki kendisinden bile daha cok begendigim Ozgurluk Aniti'na gitmeyi de ihmal etmedik. Fransa'nin simgesi Eyfel'i Paris'e gittigimde gormus ve acikcasi biraz hayalkirikligina ugramistim. Filmlerde cok daha etkileyiciydi sanki. Bir seyin kitabini okuduktan sonra filmini izleyip hic tatmin olmaz ya insan tam oyle hissetmistim. Oysa Eiffel'i yapan Gustave Eiffel'in tasarimi olan Statue of Liberty, bana yakindan da epey buyuleyici geldi. Amerika'nin kurulusu ile ilgili hikayelere asina oldugum icin mi bilmiyorum ama anit insani dusunduren ve etkileyen bir yapi gercekten. Ozgurluk gercekten elde tutulan ve hic sonmeyen bir mesale mi, kurallar butununu diger eline almazsan mesale elinden dusuverir mi, bu ikisini koruyan,elinde tasiyan neden kadindir... Sorular, sorular!
 

*Liberty Adasindaki Eiffel Heykeli

Ozgurluk Aniti'na gitmek icin feribota biniliyor, biz biletlerimizi internetten almistik ki sanirim boylesi daha kolay oluyor, Ama mutlaka soylemeliyim ki cok fazla guvenlik kontrolunden gecmek ve cok sira beklemek gerekiyor abidenin bulundugu adaya gidene kadar. Vapura bindikten sonra kisa sure icinde guzel yesil rengini (oksitlenme sonucu zaman icerisinde olusmus bir renk) seciyorsunuz, vapurdan cekilen fotograflar bir baska oluyor, anita tirmandiktan sonra da aniti tamamen unutup gorkemli Manhattan manzarasina yogunlasiyorsunuz. Tac kismina cikabilmek icin alinan bilet aylar (3 ay sanirim) oncesinden tukendigi icin biz cikamamistik ama eteklerinden gorulen manzaranin yeterince buyuleyici oldugunu soylemeliyim. Istatistiksel bilgi maiyetinde de anitin boyu 46 metre olup ustunde durdugu beton kaide ile birlikte toplam yuksekligi 93 metredir.
 
 
*Ozgurluk Aniti
 

Sehir bosuna dunyanin kultur merkezi olarak adlandirilmiyor aslinda. Renkli festivalleri, unlu sanatcilarin konserleri, birbirinden etkileyici broadway sovlari, yillardir suren tiyatro oyunlari, muzikalleri, operalari ve essiz muzeleriyle New York gercekten rakip tanimaz. Biz de bu sebeple aylar oncesinden arastirmalar yapip bir muzikale, bir konsere ve bir de operaya bilet aldik. Aslinda iyi bir basketbol maci da izlemek istiyorduk ama kismet olmadi.
 
(Bu tarz tum biletleri www.ticketmaster.com sitesinden alabilirsiniz. Bizdeki biletix sitesi.)


 

Cok sevdigim bir hikaye olan (Daniel Wallace), filmine de bayildigim (Tim Burton) Big Fish muzikalini Broadway'deki Neil Simon tiyatrosunda izledik. Danslari, sahne tasarimi ve oyuncularinin guzel sesleriyle cok keyifli zaman gecirdim. Bazen ingilizcesinde zorlansam da sahne ve isik kullanimina ve acikcasi o kadar guzel bir tiyatro salonunda, boyle iyi bir oyun izleme fikrine bayildim. Zaten bildigim bir hikaye olmasina ragmen sonunu merakla bekleyip, heyecanlandim. Bilet fiyatlari, yorumlar, oyuncularla ve oyunla ilgili bilgiler icin sitesine bakilabilir (www.bigfishthemusical.com).
 
 
Big Fish Muzikali
 

Yasmin'in yillar once onlar henuz bir on grupken konserine gitmis oldugu, benim de cok sevdigim Franz Ferdinand'in konserini Hammerstein Ballroom'da dinledik. Yeni albumlerinden sarkilarina pek eslik edemesek bile sevdigimiz tum sarkilarini soylediler, normalden daha uzun kalip tum hayranlarinin gonlunu fethettiler. Kendileri o kadar egleniyordu ki konseri izleyip de mutlu olmamak mumkun degildi. Unutmadan soylemeliyim eger konserde alkollu bir seyler icmek istiyorsaniz mutlaka yaninizda yasinizi gosteren bir kimlik olmali, iceri alirken kimligi kontrol edip kolunuza bir bileklik takiyorlar, bileklik olmadigi surece icerideyken icki almaniz mumkun olmuyor.
 
 
 
*Franz Ferdinand Konseri
 


Gittigimiz opera ise Metropolitan Opera sahnesinde Two Boys isimli bir operaydi. Acikcasi oyun beni opera salonu kadar etkileyemedi. Oyle buyuk ve gorkemli bir salon ki, kirmizi kadifeler, ahsaplar, unlu opera sanatcilarinin oyunlarda giydigi kiyafetlerin sergilendigi alanlar... Internet uzerinden kurulan iliskileri temel alip, bir cinayet arastirmasini anlatan bir yandan da insanlarin zayif ve acimasiz yonlerini vurgulayan kisacasi teknolojinin karanlik yanini ele alan bir konusu vardi. Yasmin gercek bir hikayeden yola cikilarak yazildigini soyleyince cok sasirdim ve her ne kadar Ankara Devlet Opera ve Balesi' nden Saraydan Kiz Kacirma'yi keyifle izlemis olsam da bu kadar modern bir konu uzerine de opera yapilmasi hosuma gitti. Ek olarak operadaki giyim kodu olarak; kadinlarin zarif elbiseler ile topuklu ayakkabilar ve erkeklerin de takim yada en azindan ceket giymis olduklarini bildirmek istiyorum.
 
 
Two Boys Operasi

Ayrica sehrin unlu modern sanat muzesi MOMA' ya, Metropolitan Museum of Modern Art, gitme firsati bulduk. Cuma gunleri, bulduklari sponsor sayesinde ucretsiz girilebiliyor. Aslinda New York'ta pekcok muzeye ucretsiz girilebiliyor. Kapilarinda yazan 10-20$ gibi ibareler onerilen bagis miktari oluyor, 1-2 $ vererek de giris yapmak mumkun. Devasa muze binasinin icinde saatler rahatlikla harcaniyor, cogu bolumde fotograf cekmek serbest oldugu icin makinenizi unutmamanizi ve sergilerin interaktif bolumlerine mutlaka katilmanizi oneririm.
 
 
*Modern Sanat Muzesi

Bir sonraki New York yazimda gorusmek uzere. Umarim gitmek isteyenlere fikir verip yardimci olabilirim yada aklinda olmayanlara biraz daha arastirayim, para biriktirip gideyim dedirtebilirim.


*Fotograflar bana aittir.



30.9.13

Her Seye Ragmen


 

“Kendi hayatinin basrolunde olman gerekirken, basrolun yakin arkadasi gibi davranmak neden?”

Sizlerde de benzer bir sey var mi bilmiyorum ama bizim icin yilbasi filmi diye bir kavram vardir. Genelde yeni bir yila 10'dan geriye sayip girdikten, oldu da disaridaysak eve dondukten sonra, epey de yorgunken, daha onceden ablamin sectigi bir film acilir. Kimi sonunu gorecek kadar ayik kalamazken kimi de filme kapilip sabahi salonda karsilar.



Pandora'nin kutusundan en son cikan: Umut
 
 
Aslinda bir yilbasi filminde aranan ozellikler; pazar gunu izlenecek yada sevgiliden ayrildiktan, issiz kaldiktan, depresyona girmeye yakin oldugunu anladiktan sonra izlenecek filmle oldukca benzerdir. Insani sebepsiz guldurebilmelidir bu zamanlarda izlenecek filmler. Ayni zamanda umut yuklu olmali ve her zaman baska bir yol bulunur mesaji vermelidir. Mumkunse iyi oyuncularin oynadigi film; sevgi, ask, yenilgilerden sonra gelen beklenmedik basari gibi faktorleri icermelidir. Malum hepimizin bazen kendi hayatlarimiza uzaktan bakmaya, baska hayatlari gormeye, yeni yollar, fikirler bulmaya ihtiyaci oluyor. Iste yilbasi yada pazar gunu filmleri bu gorevi layigiyla yerine getirir.
 
 


The Holiday (2006)

Bu yazimda her ne kadar yukarida bahsettigim tarza ornek olacak pek cok film (Music and Lyrics, Love Actually, Hitch, Home Alone, Yes Man, Groundhog Day, The Science of Sleep, Pretty Woman, 50 First Dates, My Best Friends Wedding gibi) aklima gelse de bu sefer “The Holiday” filminden bahsedecegim.
 


Amanda ve Iris
 

Hayalkirikligi haline gelen hayatlarindan ve basarisiz romantik iliskilerinden kacma amacli, Ingiliz gazeteci Iris (Kate Winslet) ile Amerikali fragman-yapim sirketi sahibi Amanda (Cameron Diaz) yilbasi tatili icin evlerini degis tokus ederler. Birbirlerini hic tanimadan ve gormeden yapilan bu ev degisimi sayesinde hayatlari hayal edebileceklerinden bile daha karmasik ama daha masalsi bir hale gelir.

 
Iris ve hayatini degistiren beyler

Yillardir yasadigi platonik ask dolayisiyla aci ceken ve asik oldugu adamin elinde oyuncak oldugunu hisseden Iris kendini bu cikmazdan kurtarmak isterken hayatina giren iki adam, Arthur (Eli Wallach) ve Miles (Jack Black), hayata ve kendisine olan bakis acisini degistirir.


Amanda ve hayatinin aski

Ailesi bosandigindan beri tek damla gozyasi dokemeyen ve isinde cok basarili olmasina ragmen ozel hayatinda kendisini yenilmis ve aldatilmis bulan Amanda'nin karsina aniden cikan Graham (Jude Law) onu aglatmayi da guldurmeyi de basarir. Kisacasi 2 haftalik tatilleri onlara iyi gelir. Atalarimiz “Tebdil-i mekanda ferahlik vardir.” derken dogru soylemis gercekten.



Graham'in kizlariyla

Senaryo oldukca basit gorunse ve pek orjinal olmasa bile filmde cok ince ve kiymetli nuanslara rastlamak mumkun (Uc Silahsorler gibi). Iris'in Amerika'da yasadiklarini izlerken sinema endustrisine yapilan gondermeleri hissetmemek mumkun degil (meetcute gibi). Ask aslinda nedir, kime asik olunur, neden olunur, ask nasil olmalidir gibi onemli sorulara kendince cevaplar veren film acitacak derecede gercek, unutmanin ve affetmenin ne kadar zor oldugunu tekrar hatirlatiyor iyi oyunculuklari ile. Ozellikle Jude Law ile Cameron Diaz'in uyumu sahane. Filmdeki tutkuyu, zitlarin uyumunu, sir tutmayi, seven ciftlere ait neseyi ikisi de birbirinden albenili ve cekici oyuncular olduklari icin cok gercekci canlandiriyorlar. Her ne kadar Kate Winslet ile Jack Black arasinda bu tip bir uyum olmasa da onlarin da yetenekleri asikar. Sanirim bu tip romantik komedileri izlettiren en onemli faktor senaryo oldugu kadar oyunculuklar da.
 
 
Amanda'nin Amerika, LA deki gorkemli evi
 

Iris'in Ingiltere'deki sirin evi

Her sey tam da umdugumuz gibi gelisiyor film boyunca, yuzumuzde tebessumle izleyip, arada gozyasi dokmemizi arada kahkaha bile atmamizi saglayan, gerek mekanlari ve dekorlari gerek Ingiltere-Amerika ve Ingiliz-Amerikan karsilastirmalariyla dusunduren ve mutlu edip, rahatlatan yani bekleneni veren bir film. Izlenesi...


Filmin fragmani icin tik tik:


Filmde calan cok guzel sarki "Let Go" icin tiklayalim:


Filmin konusu ile alakali olan ev degisim sitesi icin:



“I have found almost everything ever written about love to be true. Shakespeare said, "Journeys end in lovers meeting. What an extraordinary thought.”

 

“Iris, in the movies, we have leading ladies and we have the best friend. You, I can tell, are a leading lady, but for some reason, you're behaving like the best friend. “









29.9.13

Açık mutfak mı kapalı mı?



Amerika da yasamaya baslayana kadar acik mutfaklarin hep cok sacma oldugunu dusunmustum. Aklima nedense sadece negatif taraflari gelirdi ve benim gibi uzun uzun, ugrasarak yemek yapmayi seven insanlarin acik mutfagi asla tercih etmeyecegini dusunurdum. Simdi icinde bulundugum sartlar itibariyle acik mutfagi olan bir evde yasiyorum yani evimizin salonu ve mutfagini ayiran buyuk bir duvar yok. Basta cok garip gelmis olsa da yasadikca da acik mutfagin bazi acilardan ne kadar verimli, eglenceli ve mantikli oldugunu farkediyorum.


Aradaki alcak duvara fotograf cerceveleri yada sus esyalari konulabilir


Genellikle mutfak ile salon arasinda bulunan duvarin yikilmasi ile baslayan kimi zaman yer yetersizliginden kimi zaman modern bir eve sahip olma arzusundan yola cikarak ulasilan acik mutfak kavrami artik hepimizin cok asina oldugu bir durum. Yeni yapilan evlerin ozellikle studyo tarzi yada 1+1 evlerin vazgecilmezi diyebiliriz.
 
 
 
Oldukca modern bir goruntu ile kucuk alanlar degerlendirilmis
 
 
Handikaplarina gelirsek hepimizin ara sira yaptigi gibi yemegin dibi tuttugunda yada bol soganli, baharatli, sarimsakli bir yemek yaptigimizda kokular tum eve yayilir. Ayrica “Tabaklari da yarin yikarim, bardaklar simdilik burada dursun” deme gibi bir luksumuz olmaz hele de misafir gelecek ise 'acik mutfak' sirlarimizi, daginikliklarimizi ifsa etmek icin birebirdir. Bunun yani sira mutfagimizin kiymetlilerinden buzdolabimizin gurultusu salonda otururken bizi rahatsiz edebilir.

Beyaz mutfak dolaplari ic acici oluyor
 

Tum bu olumsuz yanlarina bakinca acik mutfak Turk yemek kulturune pek uymuyor gibi gorunse de her zaman cozumler bulunabilir. Kaliteli bir aspirator ile kokudan kurtulmak, sessiz calisan bir buzdolabi yada buyuk bir bulasik makinesi ile diger handikaplari yok etmek oldukca kolay olacaktir inanin. Bunlari soylememin sebebi de en basta bahsettigim acik mutfaga sicak bakmaya baslama sebeplerimin onun olumsuz yanlarindan daha onemli oldugunu dusunmem aslinda.

Rayli bir kapi sistemi de oldukca mantikli
 

Mutfakta yemek hazirlarken, televizyon izleyen/ ders calisan/ kitap okuyan esiniz ve cocugunuzla iletisim halinde olabilmek en guzel yani acik mutfagin. Izole olmadan, tek oldugunuzda da bir yandan televizyona bakip bir yandan yemek hazirlamak isterken ideal. Misafirler varken salonda donen muhabbeti kacirmadan bir yandan laf yetistirip bir yandan caylari tazeleyebilir, meyveleri hazirlayabilirsiniz. Bulasiklari yikamama yada makineye yerlestirmeme luksunu ortadan kaldirdigi icin daha temiz bir mutfaginiz olur her daim. Malum bazi zorunluluklar iyi seylere sebep oluyor. Genelde acik mutfaklar aydinliktir, apartman araligina bakan karanlik bir mutfaktan cok daha sicaktir. Hele de surekli acikan, az az yiyen biriyseniz acik mutfak tam size goredir. Ustelik biraz usengec bir insan bile olsaniz atistirmalik almaniz, suyunuzu koymaniz icin sadece 2 adim gitmeniz gerekecegi icin kolay erisilebilirdirler.


Turkuazin beyaz ve sariyla olan uyumuna guzel bir ornek

Kisacasi yemek yapmayi seven ama ailesinden ayri saatler gecirmek istemeyen insanlarin hayatini kolaylastiran bir yapi oldugunu farkettim acik mutfaklarin. Ustelik cok daha modern bir goruntu oldugunu kabul etmeliyim, kucuk bir evi oldugundan daha acik ve buyuk gosteriyorlar. Tabi mucizeler beklememek lazim. Onemli olan sahip oldugunla barisik olmak belki de. Peki siz hangisini tercih ederdiniz, acik mi kapali mi?

19.9.13

Emmy Odul Toreni Tahminleri



Basarili dizilere, dizi oyuncularina ve tv showlarina verilen Amerikan odul toreni Emmy her yil tum dunyanin ilgi odagi olur. 22 Eylul de yapilacak olan odel toreninden once iyi bir dizi izleyicisi olarak ben de tahminlerimi yapmak istedim. Her ne kadar sevdigim bazi dizilere hic odul vermiyor olsalar da keske Turkiye'de de bu kadar saygin ve ilgi ceken odul torenleri olsa.


Drama Dizileri

"Breaking Bad"

"Downton Abbey"

"Game of Thrones"

"House of Cards"

"Homeland"

"Mad Men"

Neredeyse aday olan tum dizilerin kazanma sansi var denebilecek tek baslik sanirim bu. Game of Thrones'u aday listesinde gormek bile oldukca sevindirici ama kazananin “House of Cards” olma ihtimali bana yuksek gorunuyor. Gecen sene odulu alan Homeland yada onceleri zaten odulu almis olan Breaking Bad ve Mad Men'den ise yeni bir dizinin almasi mantikli gorunuyor.
 
 


 

En Iyi Aktor, Drama Dizisi

Hugh Bonneville, "Downton Abbey"

Bryan Cranston, "Breaking Bad"

Jeff Daniels, "The Newsroom"

Jon Hamm, "Mad Men"

Kevin Spacey, "House of Cards"

Damian Lewis, "Homeland"

Oscar'li Kevin Spacey'nin bu listede olmasi tahmin etmeyi kolaylastiriyor olsa da supriz yapip odulu Homeland oyuncusu Damian'a da verebilirler.
 



En Iyi Aktris, Drama Dizisi

Connie Britton, "Nashville"

Claire Danes, "Homeland"

Elisabeth Moss, "Mad Men"

Michelle Dockery, "Downton Abbey"

Vera Farmiga, "Bates Motel"

Kerry Washington, "Scandal"

Robin Wright, "House of Cards"

Mad Men oyuncusu Elisabeth Moss'un bu odulu hic kazanamamis olmasi cok yanlis geliyor olsa da bu yil da kazanma ihtimali oldugunu sanmiyorum. Su siralar Amerika'nin yeni “it girl” u olan Kerry Washington'a odul gidebilir, diger guclu aday da gecen senenin kazanani Claire Danes.
 
 

Komedi Dizisi

"30 Rock"

"The Big Bang Theory"

"Girls"

"Louie"

"Modern Family"

"Veep"

Bu baslikta 3 odulu bulunan Modern Family ve 30 Rock 'in bu yil odulu almamasini ve Louie'nin kazanmasini istiyorum. Girls bu sezonuyla pek ilginc degildi, the big bang theory de ayni sekilde.
 
 
 

En Iyi Aktor, Komedi Dizisi

Alec Baldwin, "30 Rock"

Jason Bateman, "Arrested Development"

Louis C.K., "Louie"

Don Cheadle, "House of Lies"

Matt LeBlanc, "Episodes"

Jim Parsons, "The Big Bang Theory"

30 Rock'in son sezonu olmasi sebebiyle odul Alec Baldwin'e gidecektir. Ama Jason Bateman'in kazanmasini isterdi gonul.
 



En Iyi Aktris, Komedi Dizisi

Laura Dern, "Enlightened"

Lena Dunham, "Girls"

Edie Falco, "Nurse Jackie"

Tina Fey, "30 Rock"

Julia Louis-Dreyfus, "Veep"

Amy Poehler, "Parks and Recreation"

Odulun yine son sezonu olmasi itibariyle Tina Fey'e gidecegini dusunuyorum ama her ne kadar diziyi fazla izlememis olsam da Julie Louis-Dreyfus'a gitmeli diye dusunuyorum.
 
 
 

En Iyi Minidizi veya TV Filmi

"American Horror Story"

"Behind the Candelabra"

"The Bible"

"Phil Spector"

"Political Animals"

"Top of the Lake"

Bu kategoride pek fikrim olmamasina ragmen takip edebildigim kadariyla odul Behind the Candelabra'ya gidecek.



En Iyi TV Showlari

“The Colbert Report”

“Conan”

“The Daily Show with Jon Stewart”

“Jimmy Kimmel Live!”

“Late night with Jimmy Fallon”

“Real Time with Bill Maher”

“Saturday Night Live”

Jon Stewart'in alacagindan eminim ama zaten baska kim alabilirdi, bence fazla rakip yok.
 
 

En iyi yarisma programi olarak bana kalsa Project Runaway secilmeli ama umut yok pek, en iyi yarisma programi sunucusu da Ryan Seacrest olmali diyebilirim.
 
 

Her ne kadar Hannibal, The Americans, Shameless gibi dizilere adaylik vermemis olmalari garip olsa da bakalim tahminlerimden hangileri dogru cikacak, kacta kac tutturacagiz. Toren Turkiye de, 22 Eylul pazari pazartesiye baglayan gece 2'de cnbc-e de gosterilecek, tekrari da pazartesi aksam 8'de yine cnbc-e'de.



17.9.13

Sanal Hayatlar

 
 


Newton'un da demis oldugu gibi "Every action has an opposite and equal reaction". Etki- tepki meselesi de diyebiliriz, yapilan her sey bi sonuc yaratiyor ve bize onunla yasamak kaliyor. 4 farkli hikaye uzerinden, hepimizin hayatinda kendisine buyuk yer bulan internetin kimi zaman nasil da bizi birbirimizden ve hayattan kopardigini anlatmaya calisan bir filmden bahsedecegim. Ondan uzaklastikca gercek hayata yaklasan ve onun yarattigi sorunlari o olmadan daha kolay cozebilen insanlarin hikayesi var ”Disconnect” filminde.


Film ile beraber “Facebook, Twitter, Instagram, Skype, Viber, WhatsApp” gibi akilli telefonlarimiz ve dizustu bilgisayarlarimiz ile baglandigimiz dunyada “neyi nasil kullandigindir asil onemli olan” sozu carpici bir sekilde anlam kazaniyor. Degisen teknoloji ona ayak uydurmaya calisan ve onu kendi amaclari icin kullananlari yanyana getirip, kimisinden cok fazla sey calabiliyor. Bu hayatlarin birbiri ile carpismasi ve her birinin savrulmasi filmdeki 4 hikayenin ozeti.
 
 
Gazeteci Nina
 
Cekici, hirsli ve 30'lu yaslarinin basinda olmasina ragmen henuz is hayatinda istedigi basariyi yakalayamamis gazeteci Nina (Andrea Riseborough), yerel bir televizyon kanalinda calisiyor. Bir chat sitesinde, para karsiliginda 18 yasindan kucuk genclerin calistirildigini farkediyor ve onlarin somurulmesiyle ilgili bir haber yapmaya karar veriyor. Bu genclerden birine ayni chat sitesi sayesinde ulasip onu habere kaynak olmaya ikna ediyor, isler de tam bu noktada karisiyor. Haber kaynagi ile fazla yakinlasmasi ve ozellikle baslarda haber kaynaginin somurulmesi ile degil de bu haberin kendisine nasil cikis saglayacagi ile ilgileniyor olmasi basina dert aciyor. Iyi bir cikis yakalamasini saglayan haber ayni zamanda FBI ile basinin derde girmesine yol aciyor.
 
 
Zalim sakanin kurbani genc

Bir diger hikaye ise iskolik ve basarili bir aile babasi olan avukat Rich (Jason Bateman)'in icine kapanik, sanatci ruhlu oglunun basina gelenler ile ilgili. Sanirim en uzucu hikayenin bu oldugunu soyleyebilirim. Pek fazla arkadasi olmayan ve internet uzerinden yaptigi muzikleri paylasan bu genc kendi okulundaki 2 kisinin zalim sakasi ile sarsiliyor ve hayati bir karar veriyor. Rich, uzun bir sure ogluna yardim etmek yerine, bu sakayi yapanlari arama amacli internet uzerinde arastirmalar yapiyor ve sonunda da suclulardan birine yaklasiyor.
 
 
Rich ve buldugu suclu cocuk

Buldugu suclu; kendi oglu yasinda ve ustelik de annesi vefat etmis, oldukca sert bir babayla ayni evde yasayan ve buyuk ihtimalle kendi oglu kadar yalniz bir baska genc. Tek istegi gercek duygularini, huznunu, celiskilerini birileriyle paylasmak olan bu cocuk etrafina oldukca buyuk bir zarar veriyor ve tabi kendisine de. Babasi Mike (Frank Grillo)'in eski bir polis olmasi ve suanda internet suclari ile ilgili detektiflik yapmakta olmasi da suclu cocugun kaderini etkiliyor.
 

Derek ve Cindy takipte 
 
Sonuncu hikayemizdeki cift, eski bir deniz piyadesi olan Derek (Alexander Skarsgard) ve internet uzerinden el sanatlarini satan Cindy (Paula Patton), bebeklerini kaybettikten sonra birbirlerinden kopmus durumdalar. Bu cift, bir gece bankadaki tum paralarini kaybettiklerini ogreniyor. Ustelik acilen odenmesi gereken ev kredileri ve borclari var. Cindy destek grubundan biri ile chat yaparken tum bilgilerin calindigi ve bu sekilde dolandirildigini anlayan cift, polisten yarar goremeyince ozel bir detektif tutarak sucluyu kendileri bulmaya karar veriyor. Tahmin edebileceginiz gibi bu zorlu surecte cift birbirine tekrar yaklasiyor.

 
 
Every cause has an effect!
 
 
Farkli hikayeleri olan kahramanlarimizin tek ortak yani internet degil aslinda. Nina'nin FBI ile gorusmelerindeki avukat Rich ve Derek'in dolandiriciligi cozmesi icin tuttugu kisi de Rich'in ogluna zarar veren cocugun babasi Mike.

 
 
 
Gunumuz iletisim araclarina elestiri niteligi tasiyan film, yumusak ama vurucu bir uslupla derdini anlatiyor. Seyircisinin canini acitmadan, onu korkutan, suphelendiren bir yani var. Ustelik guzel muzikleri oldugunu belirtmeliyim. Filmi izlerken belki sadece internet uzerinden dolandirilmaktan korkacak yada ergenligin ne zor bir donem oldugunu hatirlayacaksiniz ama emin olabilirsiniz ki filmin sonu hepinizi heyacanlandiracak ve tatmin edecek kadar etkileyici. Izlemeye deger bir film.